Son yıllarda kadına yönelik şiddet olayları, toplumu her geçen gün daha fazla sarsıyor. İşte bu korkunç tabloya bir örnek daha eklendi. Üzerinde anlaşmazlıklarla dolu bir evlilik yaşamış olan 30 yaşındaki Aylin Y., kocası tarafından maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet nedeniyle boşanmak istemişti. Ancak uzun süre dayak ve işkenceyle dolu bir hayat, üzücü bir şekilde ölümle sonuçlandı. Aylin’in yaşadığı trajedi, kadına şiddet konusundaki toplumsal bilinçlenmenin bir gerekliliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Aylin, 5 yıllık evliliği boyunca kocası tarafından sık sık dövülüyordu. Her ne kadar Aylin, kocasının kötü davranışlarına karşı durmaya çalışsa da, sıradan bir gün gibi görünse de, yaşadığı her an bir ruh hali travmasıydı. Kendisi bu durumu ne kadar anlatmaya çalışsa da, çevresi ve ailesi, Aylin’e "Eşinle iyi geçinmelisin.", "Aile içinde bunlar olur." gibi cümlelerle cevap veriyordu. Bu, Aylin'in yalnızlığını daha da derinleştirip mücadele etme arzusunu kırıyordu.
Aylin, boşanma kararını aldığında, kocasıyla birlikte olduğu dönemlerden itibaren yaşadığı korkuları bir kenara atmayı umuyordu. Ancak boşanma süreci de onun için bir kâbus haline geldi. Eşinin tepkileri oldukça sert ve tehditle doluydu; boşanmayı kabullenemiyor, Aylin’i daha fazla kontrol altına almak için psikolojik baskı yapıyordu. Bu süreç zihinsel olarak onu ciddi şekilde etkilemişti. Yardım istemek için ailesine ve arkadaşlarına ulaşmaya çalıştı ama çoğu, ona yardım yerine "Bunu aşabilirsin." diyerek geçiştiriyordu.
Ne yazık ki, Aylin'in hikayesi, birçok kadının mutsuz ve tehlikeli bir evlilikte sıkışıp kalmasının bir örneği. Boşanma süreci, Aylin için yalnızca ayrılmak değil, aynı zamanda kendini koruma çabasıydı. Ancak çevresindeki sosyal destek eksikliği ve kötü alışkanlıkları değiştirme konusundaki kararlılık eksikliği, onu daha da çaresiz hissettirdi. Aylin, birçok kadının şiddet döngüsünden kurtulmasına yardımcı olabilecek olan destek hizmetlerinden bihaberdi. Kurumsal yardım ve danışmanlık, onun gibi kadınlar için hayati önem taşırken, Aylin bu yardım yollarını keşfedemedi. Sonunda, bu tehlikeli evlilik sona ermeden, ağır bir şiddet sonucu hayatını kaybetti.
Aylin’in yaşadığı durum, yalnızca bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda toplumun ve ailelerin büyük sorumluluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Kadınların kendilerini korumaları ve dayanışma içinde olmaları gerektiği gerçeği, her zamankinden daha önemli. Şiddet, kişisel bir mesele olmaktan çok daha fazlasıdır; bu, toplumsal bir sorun ve çözümü için toplumsal bir bilinçlenme şarttır. Aylin gibi kadınların yaşamaya değer bir hayatı olmalı ve bu kadınların sesi daha duyulur hale gelmelidir.
Unutulmaz olan bu hikaye, benzer durumda olan başka kadınlara da ışık tutmalı, toplumsal dayanışmanın ve bilinçlenmenin önemini vurgulamalıdır. Aylin’in yaşadığı tragik olayların bir daha yaşanmaması için cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadelenin daha etkin bir biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. İnsanlar, kolaylıkla gözü kapalı kaldıkları bu sorunlara karşı daha duyarlı olunmalı, farkındalık oluşturulmalıdır. Kadınların hayatlarının çok değerli olduğu unutulmamalıdır ve bu hayatların korunması için her bireye sorumluluk düşmektedir.
Aylin’in yaşamının sona ermesi, boşanmak istemesiyle bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Ancak onun hikayesi, sadece kendi hayatını değil, milyonlarca kadının hayatını etkileyen genel bir sorun. Toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi, Aylin gibi kadınların hayatı için bir umut ışığı olabilir. Şiddete duyarsız kalmamalı, ses çıkartmalı ve mücadele etmeliyiz. Unutmayalım ki, her kadın Aylin’in hikayesini yaşamayı hak etmiyor; her kadının yaşam hakkı kutsaldır.